Fakir Girişimcinin Zengin Girişimciden Avantajlı Olduğunun Kanıtı



Buraya ilk defa geliyorsanız, ismim Enes, burası Kara Akademi. Dijital marketing ve büyüme konusunda şirketlere danışmanlık veriyorum. Havayolu şirketlerinden, bankalara kadar büyük işletmelere danışmanlık verdiğim de olsa da asıl odağım küçük işletmeler ve start-uplar.

Bu blogda işletmenizi büyütebilmeniz için yazdığım yazıları bulacaksınız. Eğer yazılarımı severseniz e-mail listeme abone olabilirsiniz. Benimle çalışmak isterseniz ajans sayfam olan kara.agency'i ziyaret edebilirsiniz.


Zengin olmak, maddi güce sahip olmak hayatta çoğunlukla büyük bir avantajdır.

İstediğinizi almak, tatile gitmek, güzel yemekler yemek gibi avantajların listesini uzatabilirim. Fakat bir durum var ki orada fakir olmak, zengin olmaktan büyük bir avantaj olabiliyor.

Hatta çoğunlukla fakirlerin daha başarılı olduğunu görebiliriz. Tahmin edebildiğiniz üzere bu girişimcilik.

Hiçbir şeyi olmayan insanların, milyar dolarlık şirketlere kadar uzanan hikayelerini duyarız. Peki bu durum bir rastlantı mı? Tabii ki hayır.

Fakir olmak, daha doğrusu, girişimi yüksek paralarla kurmamak nasıl bir avantaja dönüşebilir size bu yazımda bahsedeceğim. Aynı zamanda yeni girişimim Diyeton’u da minimum bütçeyle nasıl ayağa kaldırdığımızdan bahsedeceğim.

Okuyalım, okutturalım 🙂

fakir

Sizi bu yazıda Steve Jobs nasıl fakirmiş de sonradan Apple’ı kurmuş gibi klişeleşmiş muhabbetlere boğmayacağım. Bunları defaatle dinlediniz.

Benim bugün bahsedeceğim konu ise çok küçük bütçelerle iş kurmanın büyük paralarla girmekten daha avantajlı olması.

Örnekler çeşitli olsa da, ben kendi girişimim olan Diyeton‘dan bahsederek daha gerçekçi bir  hale getirmeye çalışacağım.

Diyeton hakkında ufaktan bilgi vermem gerekirse, adından da anlaşılacağı üzere diyet ile ilgili bir girişim. Diyetisyenin sizi günde 10 dakika arayarak size hizmet verdiği bir girişim.

Yani diyetisyene gitmek yerine Diyeton’a kayıt oluyorsunuz ve diyetisyene gitmeye gerek kalmadan günde 10 dakika telefonda konuşarak hem sürekli takip altında oluyorsunuz hem de sorularınızı sorup motivasyonunuzu taze tutabiliyorsunuz.

Girişim güzel gözüküyor, peki nasıl hayata geçti? Düşük bütçenin bize avantajı ne oldu?

Düşük Bütçe İşe Odaklanmanızı Sağlar

Kara Akademiciler olarak basit düşünmeyi severiz. İş planımız da o şekilde olur.

Bu işletmeyi başlatıp işletebilmek için ihtiyaçlar listesi ve masrafları şu şekilde oluştu

  1. Diyetisyen (Müşterinin verdiği paranın yarısı)
  2. İnternet sitesi (Hosting + Domain = 20 lira)

İnternet sitesinden kişiler bizi bulup, bilgi alıp hizmeti satın alacaklar ve diyetisyen ile günde 10 dakika konuşacaklar, sistem bu şekilde.

Peki görünmeyen masraflar neler?

  • Telefon parası
  • Ödeme sistemi/kredi kartı entegrasyonları
  • Şirket masrafları
  • Satış elemanı
  • Kira
  • Müşteri takip sistemi (Diyetisyenin notlarını girebileceği ve takip edebileceği panel, müşterilerin dolduracağı anketler vs)
  • Reklam maliyetleri (İnsanların nasıl haberi olacak, değil mi?)
  • SEO, SEM, Sosyal medya maliyetleri
  • Grafik, dizayn ihtiyaçları

Eğer paramız olsaydı, masraflarımız site için 10000 lira, kira için ayda 2000 lira, 5000 liralık reklam, hat parası vs şeklinde gidecekti. Hatta diyetisyeni içeri alsaydık, diyetisyen maaşı, satış elemanı maaşı diye devam edecekti.

Fakat bizim paramız yoktu ve bu imkânlara sahip olmamayı avantajımıza çevirdik. Nasıl mı?

ofis

Masraftan Kaçındık İşe Odaklandık!

Ofise ihtiyacımız yoktu. Evim vardı.

Cep telefonum telefon ihtiyacımızı gördü. Site yapmak için Kara Akademi’nin hostingini kullandım, sonra Instapage’e geçtim.

Dizayn için bütçe ayırmaktansa bedava resimler kullanarak bir landing page hazırladım. Sayfanın tek yaptığı telefon numarası ve email numarası istemekti.

Satış elemanı almadım. Kendim yapmayı tercih ettim.

Diyetisyeni şirket içine almadık, bir çok diyetisyeni Linkedin’den bulup, ekleyip işi anlatıp bizimle aldığımız parayı paylaşmak karşılığında bu işi yapıp yapmayacaklarını sorduk, hepsi evet dediler.

Paraları benim banka hesabıma kabul edecektik.

Elimizdeki her şey vardı. İşi minimumda götürebilecek ekibimiz ve sitemiz vardı. Peki trafik? Kimlere satacaktık?

Hemen Facebook’tan bir durum yazdım, denemek isteyen var mı diye. Kilo büyük problem olduğu için bir kaç kişi dönüş yaptı. Fiyatı duyunca vazgeçti bir çoğu, fakat aralarından bir iki müşteri çıkartmayı başardık.

Sonra onlar kilo verdiler, onların verdiği kiloyu siteye ekledik yorumlar ile birlikte. Bu sefer forumlara yazmaya başladık.

Bir zaman sonra kazandığımız parayı harcayarak Facebook reklamı verdik. Bu arada tanıdığımız diyet sitelerinden yardım istedik, email listelerini kullandık. Müşterilerimiz bir anda büyümeye başladı.

Kazandığımız Parayı Harcamaya Başladık

graph

Aradaki ayrıntılarla sizi boğmadan özet geçecek olursam, parayı kazandıkça harcamaya başladık. Bu noktada iş tutmaya başlayınca asıl yatırımı o zaman yaptık.

Bu süreç tabii ki yazdığım kadar kolay gitmedi fakat fikir vermesi açısından şirketi kurup ayağa kaldırmak için ne bir yatırım kullandık, ne bir ekip, ne profesyonel bir websitesi…

Bunlara gerek olmadığını anlamamız gerekiyor.

Önemli olan iş modeli ve iş modelinin çalışması. En basit haliyle düşünecek olursak en başta sorduğumuz soru şuydu: ‘İnsanlar Diyeton sistemini kullanarak kilo verebilirler mi?’. Cevap ise ‘evet’.

Marketing’i Bir Kenara Bırakın

Dönüşüm optimizasyonu, SEO, SEM, sosyal medya optimizasyonları… Bunlar yeni başlayan girişimciler için önemsiz konular.

Örneğin ben berbat bir satışçıyım. Profesyonel bir satışçı olsaydı belki 10 konuşmadan 1’ine satabilirken ben, 20 konuşmadan 1’ine sattım, belki 30.

Fakat kurulurken, satışçıya fazladan maaş, prim vs vereceğime 20 telefon konuşması yapmayı daha tercih ettim.

Diyelim ki sitem en baştan profesyonel olsaydı, 2 kat fazla dönüşüm alırdı. Farketmez. En başta 100 kişiden 4 kişi form dolduracağına 2 kişi doldursun. Bütçem olduğu zaman, siteme 100 bin kişi geldiğinde, 2000 kişi yerine 4000 kişiyi bağlamak için daha fazla para harcayabilirim.

Ama şu aşamada benim için önemli olan ilk 10 müşterimi bulmak ve bu kişileri bulmak için de tüm imkanlarımı seferber etmek. Daha çok telefonda konuşmak, daha çok kişiye anlatmak ve kişilerin problemleriyle birebir ilgilenmek.

Küçük Başlamak Problemleri Daha Rahat Çözmenizi Sağlar

Çok fazla sorun çıktı.

Örneğin ilk konuşmaları Skype üzerinden yaptırıyorduk. Skype’ı olmayanlar konuşamıyorlardı.

Fakat ilk 4-5 müşteriden sonra bu bir sorun olmaya başladı. Müşteri kitlemiz orta yaşlı ev kadınlarıydı ve bilgisayarla araları iyi değildi. Skype tamamen çile olmaya başlamıştı.

Hemen telefona geçtik. Eğer 1000 müşterimiz olsaydı, geçiş sürecini başarıyla tamamlayamayıp kontrolü kaybederdik.

Müşterilerin şikayetçi olduğu konuları tespit edip hızlıca düzelttik.

Her şey güzel giderken diyetisyenlerden bir tanesi terketti müşterileri bırakıp. 3 müşteriden 2’si bize bu yüzden tepki gösterip paralarını geri istediler. Diğerini ise başka diyetisyene ikna edebildik.

Ya biz bunu 3 kişi yerine 30 kişideyken yaşasaydık? Şikayetvar.com bizimle ilgili şikayetlerle dolardı. Bu problemi erken yaşamak önlem almamıza (sözleşme maddeleri) yaradı.

Başka bir şirketten örnek verecek olursam bu Facebook olur. Facebook stabil hale gelene kadar sadece Harvard’da kaldı. Daha fazla üye istemediler, sistemlerini daha doğru hale getirmeye çalıştılar. Oldukça akıllıca.

Lean Startup Konusunu Araştırın

Bu yaklaşımın adı lean (yalın) startup. Minimum Viable Product (MVP) diye bir kavram var. Kabaca Türkçe’ye çevirecek olursak hayata geçirilebilecek en minimum ürün olur zannediyorum. Bu oldukça uzun bir konu ve bu yüzden araştırmasını size bırakacağım.

Bu yaklaşımda amaç hizmetinizi veya ürününüzü en minimum haliyle hayat geçirip müşterilerinizin tepkisini ölçmek ve buna uygun devam etmek. Yani fikri test etmek.

Eğer fikri az denek üzerinde test edip, size para veren ve güvenen insanlar bulursanız, yatırımınızı sonradan yapabilirsiniz. Fikir tutmazsa hızlıca başka fikirlere yönelebilirsiniz.

Bunun Fakirlikle Ne Alakası Var?

Bir girişim fikrinin tutup tutmayacağını kimse bilemez, hiçkimse.

İstediğiniz kadar araştırın, market araştırması yapın, okuyun, tahmin yürütün, akıl alın önemli değil. En nihayetinde kimse para vermezse batarsınız. Bu yüzden kaybedecek az şeyiniz olmalı.

Eğer ben hizmetimi denemeden, insanların tepkisini görmeden site, diyetisyen, marketing gibi bütçeler ayırsaydım, kaybettiğimizde yüzbinlerce lira kaybedebilirdim. Eğer Diyeton tutmasaydı, kaybedeceğim bir iki ay süre ve birkaç yüz lira olurdu, fazlası değil.

Zengin bir girişimci olsaydım, parayı basardım belki ve hata yapardım. Önceki batan girişimlerimin hepsine benzer para kaybetseydim hayat çok daha zor olurdu. Çok fazla sitem battı fakat ben devam ettim.

Sonuç Olarak…

Mükemmelliği beklemeyin, elinizdekiyle başlayın. Masrafları minimum tutun. Mükemmel bir siteye, SEO yapmanıza, Adwords kullanmanıza, dönüşüm optimizasyonu yapmanıza gerek yok.

Steve reyizin buyurduğu gibi aç kalın, aptal kalın. Fakirlik avantajını kullanın ve bir an önce girişiminizi hayata geçirin. Kaybedecek bir şeyiniz yok!

Email listeme üye olmadıysanız benzer yazılar için üye olmayı unutmayın. Yorum yapmadan blogumu da terketmeyin lütfen 🙂

Bir dahaki yazıda görüşmek üzere,

Enes


Okuduğunuz için teşekkürler! Ben Enes, burası Kara Akademi. Dijital marketing ve büyüme konusunda şirketlere danışmanlık veriyorum. Havayolu şirketlerinden, bankalara kadar büyük işletmelere danışmanlık verdiğim de olsa da asıl odağım küçük işletmeler ve start-uplar.

Bu blogda işletmenizi büyütebilmeniz için yazdığım yazıları bulacaksınız. Eğer yazılarımı severseniz e-mail listeme abone olabilirsiniz. Benimle çalışmak isterseniz ajans sayfam olan kara.agency'i ziyaret edebilirsiniz.

Gitmeden önce Konuşarak Öğren'i Nasıl %300 Büyüttük ve Konyalı Saat'in Cirosunu Nasıl %133 Arttırdık yazılarını okumanızı tavsiye ederim.

12 thoughts on “Fakir Girişimcinin Zengin Girişimciden Avantajlı Olduğunun Kanıtı

  1. Volkan Erdoğan dedi ki:

    Hayırlı olsun öncelikle. Daha önce mailleşmiştik, bana sitem konusunda tavsiyede bulunmuştun.

    Birkaç soru ve düşüncem var, madde madde yazayım:

    – Sitenin altındaki A.Ş. ibaresi anonim şirket anlamına mı geliyor (evet çok cahilim). Öyleyse, anonim şirket kurmanız neden gerekliydi?

    – Cep telefonu yerine 0800’lü bir hat daha profesyonel gözükür mü?

    – En alttaki testimonial’daki ikinci paragrafı ikiye bölsen iyi olabilir sanki. Uzun paragraflar insanları korkutuyor.

    – Gazetelerdeki yazılar nasıl yazıldı?

    – Üst taraftaki testimonial kısmında Irmak Kartaltaş’ın yazdıkları reklam yazısı gibi görünüyor (“Unutmayın!” vs…) Diğerlerine bakmadım. Samimiyeti biraz zedeliyor bu durum bence.

    – col-md-12 div’indeki beslenme formu başlığı gereksiz gibi geldi bana. Hergün beslenme formu doldurma zorunluluğu siteyi ilk defa ziyaret edecek birini teşvik mi eder, yoksa iter mi? İnsanlar kolaycıdır, hergün form doldurmak bürokratik işlemleri çağrıştırıyor sanki.

    – Aynı div’deki Hızla Kilo Verin başlığı için de: 1-2 kilo çok spesifik olmamış mı? Belki kimi ziyaretçi haftada 5 kilo verebileceğini sanıyor, 1-2 kiloyu görünce vazgeçiyor, mümkün bence. Evet 5 kilo vermenin sağlıklı olmadığını biliyorum, ama bu telefonda da söylenebilir gibi.

    – Üçlü slider: Bu da subjektif olacak ama bu üç slider’da anlattıklarını tek resimle de anlatabilirsin sanki. Ziyaretçilerinin ne kadarı bu slider’ların hareket etmesini bekliyor, veya yukarıdaki çubuklara tıklıyor, bu konuda bir analiz çalışman var mı?

    – Header’daki salata yiyen kadın: Salata yine itici bir faktör olabilir sanki. Ayrıca resimde bir telefon imgesi olsa iyi olur. Tamam, siteye bilgisayardan ulaşıyorlar ama sonra işleri tamamen telefonla. Ayrıca ziyaretçilerin yüzde kaçı sarışın? Daha kolay empati kurabilecekleri bir karakter iyi olabilir.

    – Logo: Öncelikle nerede tasarlattığını merak etti. Güzel olmuş, ama “on”un rengi neden farklı? Burada “on” neyi simgeliyor? Bir de fazla detay olacak belki, ayrıca tasarımdan falan da pek anlamam, ama logodaki imge bana daha çok güzellik ürünlerini çağrıştırdı. Bana kalırsa bu sitenin daha “bold”, insanları hırslandırıp motive edecek bir logoya ihtiyacı var. Aslında sadece logo değil, sitenin genel imajı için de aynısı söylenebilir.

    Fazla uzun oldu, gerçi lean startup temelinde düşündüğünü kendin de söylemişsin o yüzden çoğu önemli de olmayabilir, ama belki uzun vadede faydası olabilir.

    Başarılar dilerim.

    • Enes dedi ki:

      Teşekkür ederim 🙂

      AŞ, Anonim Şirket demek. Vergilerle alakalı konularla ilgili AŞ olması. Profesyonel gözükebilir belki diğer tür bir hat fakat masrafları da düşünmemiz gerekiyor 🙂 1-2 kilo uzun vadede başarılacağını anlatmak için, abartı iddialardan kaçınıyoruz. On, 10 dakikadan geliyor. 10 dakika aradığımız için DiyetON oluyor 🙂

  2. nuray dedi ki:

    Harika bir yazi olmuş inşallah daha güzel yerlere gelirsiniz basarilar

  3. Serdar dedi ki:

    Lean Startup gerçekten çok akıllıca ve mantıklı bir başlangıç. Tavsiyelerin için teşekkürler çok faydalı bir yazı olmuş herkesin birşeyler alacağına eminim.

  4. Ayş dedi ki:

    Karaakademi yazilarini ozlemisiz. Yine cok guzel bir yazi.

  5. Kudret çurey dedi ki:

    Bu kadar kısa ve özet bilgiyi veren yazı bulmak zor Enes.Tebrikler

  6. Umut Ünlü dedi ki:

    Tam isabet…
    Tebrikler

  7. salih dedi ki:

    Yazılarınız güzel. Paylaşımlarınız için teşekkürler. Ancak yazılarınız reklam kokuyor. Eticaret ile uğraşmak için yazılımcı olmaya gerek var mı?
    Amerika’nın tekrar keşfine gerek yok sanırım. Türkiye’deki yazılımcıların bir çoğu ürünü satana kadar bin takla atıyor, ürün satıldıktan sonra ise ara ki bulasın. Yukarıda ki soruyu tekrarlayalım o zaman yazılımcı mı olmamız gerekiyor?
    Tabi ki hayır, sütten ağzımız yandığı için yoğurdu üfleyerek yememiz gerekiyor. Kurumsallaşmış firmaların fiyatları zaten tavan yapmış vaziyette, sizin ekstra taleplerinize ekstra ücretler alarak para kazanmaya devam ediyorlar. Geriye ne kaldı küçük yazılım firmalarından destek alarak paketi oluşturmak, yarın ne olur? Bilmiyoruz.
    Özetlersek Türkiye eticaret sektöründe emeklemeye devam ediyor, büyümesine de kısa zamanda para kazanmak isteyenler neden olmaktadır.

    • Enes dedi ki:

      Selam Salih. Yorumun için teşekkürler. E-ticaret için tabii ki yazılımcı olmaya gerek yok. Sadece e-ticaret şirketlerinin eksikliklerini eleştirdiğim bir yazıydı. Ben bu yazıyı yazdıktan sonra büyük gelişme katedildi. Yakın zamanda yazıyı güncelleyeceğim.

  8. yonca dedi ki:

    gerçekten çok faydalı ve teşvik edici bir yazı olmuş tebrikler

  9. Emre dedi ki:

    Zeka kokan bir yazı… Tebrikler. Bu kadar emeğe bir satır yorum da yazalım artık. Bu da hizmetin bedeli olsun.

  10. irfan dedi ki:

    Merhaba Yazılarınızı ve yorumları bir solukda okudum. Güzeldi teşekkür ederim. Ancak şu eticaret yazılım firmalarının ismini vermek istemiyorsunuz tamam anlaşılır. Ancak bir eticaret yapacak ve “yazılımcı olmayan” okurlarınız bu konudaki arayışlarında nasıl faydalanacaklar bilgi ve tecrübelerinizden sorabilirmiyim?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir